binbir sözlük - edepli edebi sözlük
binbir sözlük, kitapseverlerin özgürce istediği bir konu hakkında tartışabileceği, yorumlarını paylaşabileceği edebi sözlük sitesidir. spordan sağlığa, edebiyattan şiire birçok konu hakkında fikirlerinizi paylaşabilirsiniz. binbir sözlüğe nasıl üye olunabileceği ve kullanımı hakkında bilgileri aşağıdaki görsellerden bulabilirsiniz.
görsel

görsel

görsel

görsel
son günlerde kitapçıkların yırtıldığı ve önceden soruların sızdırılıdığına dair çok fazla haber yapılıyor. hatta birçok kişi twitter'da açık bir şekilde usülsüzlük yapan kişilerin sırasına kadar söylüyor. buna rağmen ösym'den yanıt alınamıyor. böyle bir şey yaşanmasa dahi ösym'nin bu durumu kanıtlarıyla sunması gerekir. twitter
bu devrin hastalığı da bu. kimseye güvenemiyor, kimseyi sevemiyorsun. hastalık mı desem kronik sorun mu desem bilemedim..
bugüne kadar hayatımda izlediğim en korkunç video'ydu. bu tip haberleri mümkün olduğunca çocuklarınızdan uzak tutun. o video da bile çocuk yukarıdaki balkondan katili seyrediyordu! ne denir bilmiyorum, korkunç... +18 sansürlü video: video

sansürsüz olani i̇zlemeyi̇n!
ülkücülük türk siyasetin de milliyetçi hareket partisinin yeniosmanlıcılık, türkçülük ve i̇slamcılık üzerine temellenmiş kurucu ideolojisidir. fikirsel anlamda alparslan türkeş tarafından millî doktrin dokuz işık adıyla ortaya konulan ülkücülüğün ana ilkeleridir.
bağıra çağıra, çılgınlar gibi dinleyebileceğiniz türkiye'nin en kaliteli müzik gruplarından.
ekşi sözlük’te “krneac ırkam” kullanıcı isimli bir şahıs, 7 yaşındaki bir çocuğa tecavüz ettiğini ve kanıtı olduğunu söyledi!
ben o yaşımda bir şeyi daha öğrendim ,hayvan da olsa insan da olsa senden menfaati bittiyse sen yoksun zaten.....
ne kadar da kırılganmış hayatlarımız! baksana nasıl da sızlıyor her yanımız, nasıl sızlıyor çocukluğumuz, kolumuzun uzandığı her yerde bir sadakatsizlik korkusu, insanın insana sokulduğu bütün sokaklarda ihanet kol geziyor, sonunda işte insan ağrıyan bir varlık.
listemdeki kitaplardan biri olan kaplanın sırtında kitabını da bu süreçte okumuş oldum.

livaneli’nin kalemini ne kadar çok sevdiğimi daha önce de belirtmiştim. yine çok farklı ve etkisinden uzun süre çıkamayacağımız bir kitap yazmış.

konu itibariyle sultan ii. abdülhamid’in rejimini, düşüşünü, kişiliğini, hayatını kısacası abdülhamid’e dair bilmediğimiz neler varsa hepsini ele alıyor.

kitap boyunca olaylara sultan abdülhamid’in bakış açısıyla yaklaşıyoruz. i̇lerleyen bölümlerde de bizi doktor karşılıyor. böylece onun da dünyasına girmiş oluyoruz.

doktor ve sultan abdülhamid’in konuşmaları da bize sultan abdülhamid’e dair bilmediğimiz şeylerin kapılarını aralıyor.

elbette olayları tek taraflı değerlendirmemek gerek, hatta tarih ve tarihi kişilikler söz konusu olunca derince araştırmak daha sağlıklı sonuçlar verebilir.

yine de livaneli’nin bakış açısıyla okuduğumuz zaman sultan abdülhamid’e dair bilmediğimiz ne çok şey olduğunu öğrenmiş oluyoruz.

tarihi bir kitap olduğu için kafanızın dolu olmadığı bir zamanda ve araştırarak, olaylara her iki taraftan da bakarak okumanızı tavsiye ediyorum.

okumadıysanız bekletmeyin derim. okumanıza değecek bir eser.
röportaj adam mahlası ile bilinen adanalı komedyen mansur karaca, çok güzel hareketler bunlar 2 programının yeni sezonunda yer alacakmış. aynı küfürleri orada da edebilir mi acaba?
geçmişi düşünüp keşkelerle pişmanlıklarla geçirmek de geleceği düşünüp acabalara boğulmak da tek bir işe yarar: anı kaçırmamıza.

geçmiş ve gelecek yok sayılacak, hiç yaşanmamış veya yaşanmayacak sayılan şeyler değil, elbetteki geçmişimizin bize verdiği tecrübelerle yürüyeceğiz, tabi ki gelecek hakkında planlar yapıp geleceğimizi şekillendirmeye çalışacağız. ancak kendimize sormamız gereken soru şu, “ben geçmişte veya gelecekte yaşayarak şu anımı mahvediyor muyum, geçmişte yaptıklarımla veya yapamadıklarımla kendimi üzüp, gelecekte daha yaşayamadıklarım için kuruntu yapıp şu anımı da elimden kaçırıyor muyum?”

geçmiş yaşandı bitti bir daha geri gelemez, ancak yaşadığımız tecrübeler, dersler bizim için çok değerli. gelecek daha gelmedi belki de hiç gelmeyecek bunu bilemeyiz, ancak şu anımızı en güzel şekilde yaşarsak, anda kalırsak, keyfini çıkarırsak zaten geleceğimizi de güzel ve keyifli yaşayabiliriz.

steve jobs’un sevdiğim bir sözü var: dünü düşün, yarının hayalini kur ama bugünü yaşa.

“bugünden itibaren anın keyfini çıkarmayı, dünden öğrendiklerimle ve geleceğimde şekillendirmek istediklerimin bilincinde bugünümü mutlulukla ve zarafetle yaşamayı seçiyorum.”
"tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak. evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin. sokağa fırlayacaksın. sokaklar da dar gelecek. tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi. ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü. kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin. birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan. "önemli olan sağlık." "yaşamak güzel." "boş ver, her şey unutulur."sen hiçbirini duymayacaksın. göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin. ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin.

hep ondan bahsetmek isteyeceksin. "ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deselerbaşını kaldırıp ne dedin?" diye sormayacaksın. yalnız kalmak isteyeceksin. hem de kalabalıkların arasında kaybolmak. ikisi de yetmeyecek.

geçmişi düşüneceksin. neredeyse dakika dakika. ama kötüleri atlayarak. onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin. gittiğin yerlere gitmek. bu sana hiç iyi gelmeyecek. ama bile bile yapacaksın. biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın. aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin. hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin. aksini iddia edenlerden nefret edeceksin. herkesi ona benzetip kimseyi onun yerine koyamayacaksın. hiçbir şey oyalamayacak seni. ilaçlara sığınacaksın... birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan. sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren.
bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek. boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin. uyumak zor, uyanmak kolay olacak. sabahı iple çekeceksin. bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin. ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler. ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin. nafile... düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek. rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin. her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin... telefonun çalmasını bekleyeceksin... aramayacağını bile bile...her çaldığında yüreğin ağzına gelecek. ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla. yüreğin burkulacak,canın yanacak. bir daha sevmemeye yemin edeceksin. hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden. onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...

defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret edeceksin. yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin. onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek. ama bir umut...onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...bu umut seni gitmekten alıkoyacak. gel gitler içinde yaşayacaksın. buna yaşamak denirse...

razı mısın bütün bunlara? hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye? o halde aşık olabilirsin..."
odama hapsolduğum için mi zihnime sıkıştım yoksa zihnime sıkıştığım için mi odama hapsoldum?
"yeaaa bis niye et yemiyosss" mary ile pippin kaçırıldığında orklar söylemişti. günümüz türkiye'sinde sıklıkla duyabileceğiniz bir kelime.
düzce mevlana anadolu lisesi müdürü suzan ardıç çiner, okula kendisine özel tuvalet yaptırdı.
müdürümün b*ku özel galiba. kaynak
lisedeydim.
bir arkadaşım bana bir saat hediye etti, taktım eve gittim, bahçedeyiz… akrabalar var. saat dikkatlerini çekti ben de, “arkadaşımın hediyesi.” dedim.
teyzelerden biri;
─ nasıl arkadaşmış o, kimse kimseye durup dururken hediye almaz, bak bana alan var mı? dedi.

i̇nsanımızın sevgi anlayışıyla bilinçli olarak ilk o gün yüz yüze geldim. pek çok insana göre, illa bir çıkar, bir menfaat, bir ilişki, bir neden olmalı birbirini sevmek için çünkü. sonraları fark ettim, birini çok seviyorum diyorsun ve bunun karşılığında şunu soruyorlar, “niye?”, “nesini seviyorsun?”. seviyorum yahu, o olduğu için, kalbim öyle dediği için… dikkat edin bizde iki kişi evlenir, birileri çıkar ve ee zengin tabi, ee kız güzel, ee oğlanın kariyeri iyi der ve hemen bir anlam aramaya çalışırlar.

onlara göre iki kişinin birbirini gerçekten sevme ihtimalleri yoktur. ben bahçeyi yaparken bir sürü insan, gelip geçerken meyve ağacı dik, dedi. meyvesiz ağaçlar için “ne yapacaksın onu?” yorumu yaptılar. “amma çok çiçek dikmişsin onun yerine sebze bahçesi yap, yersiniz, kışlık koyarsın.” dediler. ve sırf meyvesi yok diye, yiyemiyorlar diye, doğrudan faydalanamıyorlar diye ağaçların kesildiğini çok gördüm. yiyemiyor ya o ağacı, niye sevsinler? çiçekleri yiyemiyor ya, ne yapsınlar güzelliğini? hayvan sevgisini “kurbanda keseriz” diye, doğa sevgisini “meyvesinden hoşaf yaparız” diye, evlat sevgisini “yaşlanınca bize bakar” diye, eş sevgisini “evde bir nefes olsun” diye yaşayan bir sürü insan var.

bunların hepsinden çok var ama sevgi yok sevgi, hep ondan oluyor bunlar…

sermin yaşar
kralın götü kalktı diyebileceğimiz bir durum. bir insanın en sevmediği durum kalemin akıtması olabilir mi ya ? bir de tarihi yanlış atıyor, böyle kral mı olur aksdjgads video

başrollerinde scarlett johansson, morgan freeman, choi min-sik ve amr waked var. johansson, nootropik, psychedelic bir ilaç kan dolaşımına emildiğinde psikokinetik yetenekler kazanan bir kadını canlandırıyor.
gittiğini ve bir daha gelmeyeceğini bilirsin fakat yine de beklersin. bir süre sonra onu sevmeyi değil, beklemeyi seversin. onun gelmesi seni mutlu etmez, gelme ihtimalini seversin...
izlenmesi için kıvanç tatlıtuğ'un oynadığı aşıklar bayramı, 25 yıl babasıyla ayrı kalmış baba oğul'un hikayesini anlatıyor. 25 yıl sonra bir araya gelen yusuf ve babası köy köy gezerek babasının eski flörtleriyle ve arkadaşlarıyla helalleşmesine şahit oluyor. arada yusuf babasına da kızıyor tabi, yok ya olmamış.
türk mitolojisi, tarihi türk halklarının inanmış oldukları mitolojik bütüne verilen isimdir. eski efsaneler,tengricilikten ögeler taşımakla beraber bunların bazıları sonradan i̇slâmî ögeler ile değiştirilmiştir. dünyanın en eski edebi belgelerinden biri olarak geçen dede korkut destanı bu mitolojinin bir ürünü olarak kabul edilebilir bu mitolojiye ait bazı karakterler kayra han,ülgen,erlik han,tepegöz
dünyalar güzeli izmir'in fırsatçı yunanlardan temizlendiği gündür. 100. yılı kutlu olsun.

"bütün cihan işitsin ki efendiler, artık izmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır."

mustafa kemal atatürk
Türk mitolojisinde ki yaratıcı baş tanrıdır. babası ilk tanrı olan gök tengri'dir, annesi yoktur. gök tengri hariç bütün her şeyin yaratıcısıdır. mutlak üstünlüğü vardır. göğün 17. katında oturur.  evrenin yazgısını belirler. i̇yilik yönü ağır basar. yeryüzünü yarattıktan sonra dokuz dallı bir ağaç dikmiştir. bu ağaç yerle göğü birbirine bağlayan yaşam aracıdır.

(bkz:Türk mitolojisi)
iphone 14 çıktıktan sonra, iphone 7 bile alamayan biz.. i̇phone 20 çıkınca iphone 7 alırız diyorduk, böyle giderse şarj aletini bile alamayız. başlığa aldanıp bu linke geldiyseniz gerçekten durumunuz iyi değil.
ibb seçimlerinde ekrem i̇mamoğlu'nu destekleyen sanatçılara yönelik nevşehir belediye başkanının; "bir daha herhangi bir organizasyona katılamayacaklar" sözüyle başladı her şey. sağ olsun her şeye ışık hızında çözüm üreten devletimiz bu konuda da geri kalmadı, sanatçıların çoğunun konserini iptal etti. çoğu diyorum çünkü iptal edilmeyen oldu mu tam bilmiyorum. galiba hepsi demeliyim.
(bkz:Stefan Zweig)'in okuduğum ilk eseri. ben kitaba otobüste başladım bu yüzden otobüste kitap okuyacak olsam bu kitap aklıma geliyor. başlangıç için güzel bir eser dili sade ve anlaşılır ince ama dolu bir eser

kısaca konusu:rahat ve zenginlik için de güzel bir yaşam süren saygın bir kadın, her insan belli dönemler heycan arar konfor alanından çıkmak ister kitaptaki ana karakterde sekiz yıllık evliliğinden sıkılmış, burjuva dünyasının kozasından çıkarak kendini genç bir piyanistin kollarına atmıştır. ancak bu gizli ilişkiden haberdar olan bir şantajcının ansızın zuhur etmesiyle, hayatında yeni farkına vardığı bütün güzellikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır bir yanda onu seven sadık kocası ve prestijli hayatı bir yanda heycan için girdiği bir hayat ve santajcı'nın çıkmasıyla beraber kahredici bir korkunun pençesine düşer.
bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat
olsun. giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
hazırdır. hani ağzınla kuş tutsan "bu kuşun kanadı
neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile
karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.
yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her
zaman. bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. i̇yi
halin cezanda indirim sağlamaz.


sen, "ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu
yapmadın" diye cevap verecektir. ve ne söylesen
karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
karşılaşacaksındır. üzülme, sen aşkı yaşanması
gerektiği gibi yaşadın. özledin, içtin, ağladın,
güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"peki o ne yaptı" deme. herkes kendinden sorumludur
aşkta. sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
engeller koyuyorsa bu onun sorunu. bir insan eksik
yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak
için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
hayatı ıskalama lüksün yok senin. onun varsa, bırak o
lüksü sonuna kadar yaşasın.


her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "acılara tutunarak"
yaşamayı öğreneli çok oldu. hem ne olmuş yani,
yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. sen mutluluğu
hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki... epeydir
eline almadığın kitaplar seni bekliyor. kitap okurken
de mutlu oluyorsun unuttun mu? kentin hiç görmediğin
sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif
verecek sana. yine içeceksin rakını balığın yanında.
üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de
cabası...


sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
asolan yürektir. yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip
de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın
sürece o yürek var olacak seninle birlikte. sen yeter
ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda
duygusunu. elbet bitecek güneşe hasret günler. ve o
zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler
değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

nazim hi̇kmet
nefes alamadım diyorum sana. nefes alamadım. omzumdaki ağırlığın dahasını hissettim göğsümde. kaburgalarıma çiçekler ekeceğim yaşta, birer birer mezar taşlarını diktim. ölmeyen bir cesedi tabuta sığdırdılar, gıkımı çıkarmadım.
kaybettim ışığımı, gülen gözlerim gülmez oldu. kanadımı kırdılar benim, uçup coşan gönlüm uçmaz oldu. gülüşüm, bakışım, susuşum, sözlerim, hepsi değişti... naptılarr bana böyle! ne hale getirmişler beni..yorgunum ben dinlenemiyorum. kırgınım, kırıklarımı toplayamıyorum. hayallerim var, kuramıyorum. yalnızım, kimsenin yanına gidemiyorum. en acısı da çekip gidiyorum, arkamda bıraktığım kırgınlıklarımı unutamıyorum"

night ütopya, ebedi rüya
fotoğrafın aksine, o kadar tatlı ve uysal bir çocukmuşum ki.. maşallah yani.. gerçi hala aynıyım, tatlılık tartışılır ama sakin, uslu biriyim :d
boru hatları ile petrol taşıma aş (botaş), eylül ayı tarifesini açıkladı. buna göre, konutlarda kullanılan doğalgaza yüzde 20.4 zam geldi. sanayi ve elektrik üretimi ile küçük ve orta işletmelerde kullanılan doğalgazın da fiyatları yüzde 50’ye yakın arttı.

elektrikte eylül tarifesi belli oldu. sanayide kullanılan elektriğe yüzde 50, konutlarda kullanılan elektriğe yüzde 20 zam geldi.
dalından kopan yaprakların
sararan yanlarına yazdım adını
sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
eylül’dü……
di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
adımlarımızın kısalığı bundandı
bundandı gözlerimin durgunluğu.
sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
ellerin kadar ıssız,
sen kadar zamansız molalar veriyordum
ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
eylül’dü…..
i̇zlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
en çok sesini aradım.
gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
gözlerini sildi zaman..
dedim ya… eylül’dü.
savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.

cemal süreya
sözcü'nün haberine göre erasmus ile yurtdışına çıkanlar iltica ediyormuş. meb bununla ilgili yazı göndermiş :d olaya bakar mısınız? öğrenceni yurtdışına çıkma fırsatına erişmiş bir kere hiç geri döner mi
en ama en tilt olduğum; "beyeni" beğeniyi böyle yazan ancak bir cahil olur. de/da ayrımından bahsetmiyorum bile, şeyi daima bitişik yazmak, direkt yerine, direk demek... çıldıracağım..
ak parti erzurum milletvekili. an itibarıyla sedat peker hakkında yolsuzluk iddialarını ortaya çıkardı.
gözyaşı tufanıyla taşıp gidiyor ovalar.
“nereye bu göç?” diye sesleniyorum kuşlara.
bakıp bakıp arada açan geçen güneşlere,
karım bana soruyor: “sana ne oldu? neyin var?”
“hiç” diye susuyorum. ama bir hoşum, avara

ahmet muhip dıranas